ala suresi tefsiri oku

A’la Suresi | Ala suresi tefsiri, okunuşu ve anlamı. Sesli Ala Suresi dinle

A’la Suresi

Mekke döneminde inmiştir. 19 âyettir. Sûre, adını birinci âyette yer alan ve AllahTeâlâ’yı niteleyen   el-A’lâ” kelimesinden almıştır. A’lâ, en yüce demektir. A’lâ suresi okunuşu, türkçe anlamı ve sesli okunuşunu sayfamızda bulabilirsiniz. A’la suresi kısa sureler arasında geçmez ama ayetleri uzun olmadığı için namazlarda zammı sure olarak okunabilir. Peygamber Efendiniz’in (sav) A’la suresini okumaktan büyük zevk aldığı, vitir namazı, bayram ve cuma namazlarında okuduğu bildirilmektedir.

Ala Suresi Türkçe okunuşu

1- Sebbihi’sme rabbike’l-a’lâ
2- Elleziy haleka fesevva
3- Velleziy kaddere feheda
4- Velleziy ahrecelmer’a
5- Fece’alehu ğusaen ahva
6- Senukriüke fela tensa
7- İlla ma şaallahü innehu ya’lemülcehre ve ma yahfa
8- Ve nüyessirüke lilyüsra
9- Fezekkir in nefe’atizzikra
10- Seyezzekkerü men yahşa
11- Ve yetecennebühel’eşka
12- Elleziy yaslennarelkübra
13- Sümme la yemütü fiyha ve la yahya
14- Kad efleha men tezekka
15- Ve zekeresme rabbihi fesalla
16- Bel tü’sirunelhayateddünya
17- Vel’ahıretü hayrün ve ebka
18- İnne haza lefissuhufel’ula
19- Suhufi ibrahiyme ve musa

 

A’lâ Suresi Arapça okunuşu

ala suresi arapça okunuşu
ala suresi arapça okunuşu

 

ALA SURESİ TÜRKÇE ANLAMI

Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.

1. Yüce Rabbinin adını,
2. Yaratıp düzene koyan,
3. Takdir edip yol gösteren,
4. (Topraktan) yeşil otu çıkaran,
5. Sonra da onu kapkara bir sel artığına çeviren yüce Rabbinin adını tesbih (ve takdis) et.
6. Sana (Kur an’ı) okutacağız; sen hiç unutmayacaksın.
7. Artık Allah’ın dilediği hariç, Şüphesiz Allah, açığı ve gizleneni bilir.
8. Seni en kolaya muvaffak kılacağız.
9. O halde eğer öğüt fayda verirse öğüt ver.
10. (Allah’tan) korkan öğütten yararlanacak.
11. Kötü kimse ise öğütten kaçınacaktır.
12. O ki,en büyük ateşe girecektir.
13. Sonra o, ateşte ne ölür ne de yaşar.
14. Doğrusu feraha ermiştir temizlenen,
15. Rabbinin adını anıp O’na kulluk eden.
16. Fakat siz (ey insanlar! ) dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
17. Oysa ahiret daha hayırlı daha devamlıdır.
18. Şüphesiz bu (anlatılanlar), önceki kitaplarda, vardır.
19. İbrahim ve Musa’nın kitaplarında.

Daha fazla bilgi için:

  • Hadis Kaynaklarında, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.av) A'lâ sûresini okumaktan büyük zevk aldığı; cuma, bayram ve vitir namazlarını kılarken onu okuduğu belirtilmiştir. (bk. İbn Kesîr, VIII, 399-400; Emin Işık, "A'lâ Sûresi", DİA, II, 310-311).
    ALA süresini yazarak meyve bahçesine asan kimsenin , bağ ve bahçesine asla zarar gelmez.
    Buhari ve Müslim’de Rasulullah (s.a.)’m Muaz’a şöyle buyurduğu sa-bittir: “(Namazı) A’lâ, Şems ve Leyi sureleri ile kıldırsaydm ya!”

    Ahmed, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi ve diğer sünen sahiplerinin Nu-man b. Beşir”den yaptıkları rivayete göre Rasulullah (s.a.) iki bayramda ve cuma günlerinde A’lâ ve Gaşiye surelerini okuyordu.

    İmam Ahmed Müsned’inde Übey b. Ka’b, Abdullah b. Abbas, Abdur-rahman b. Ebzi ve müminlerin annesi Aişe’den yaptığı rivayette Rasulul¬lah (s.a.)’m vitirde A’lâ, Kâfirûn ve İhlâs surelerini okuduğu söylemişlerdir. Aişe Muavvizeteyn’i de (Felak, Nas surelerini) ilâve etmiştir.

    Ahmed, Ali (r.a.)’den şöyle rivayet etti: “Rasulullah (s.a.) bu sureyi se¬viyordu: “Sebbihisme rabbike’-A’lâ”

    A’la Suresi Peygamber (Aleyhisselam) Efendimizin vitir namazlarında okuduğu bir suredir.

    Hz. Ali (R.A.) Efendimizin rivâyetine göre, Resûlullâh (S a.v), A”la Sûresini çok severdi:

    Resulullah (S.A.V.), bu süreyi yani Sebbihisme Rabbikel’a’la suresini okumayı çok severdi.

    Hz. Peygamber (Aleyhisselâm) Kur”ân”dan uzun sûrelerden okuyamayacağını ifâde eden ihtiyar birine Sebbihisme Rabbikel’a’la suresini oku buyurmuştur.

    Ala Suresinin Vitir namazında okunması
    Enes Bin Malik (R.A.) şöyle demiştir:
    “Hz. Peygamber Efendimiz, yatsı namazından sonra üç rek”ât vitir namazı kılardı. Birinci rek”âtta “Sebbihisme rabbikel”a”lâ” Sûresini okur, ikinci rek”âtta, “Kul yâ eyyühel kâfirun” Sûresini okur, üçüncü rek”âtta da “kul hüvallâhü ehad” sûresini okurdu”.

Ala Suresinde Yüce Allah (c.c) , vahiy ve Kur'an, peygamber ve tebliğ görevi anlatılmıştır. Surede ayrıca tebliğ karşısında insanların takındıkları farklı tavırlar ve bunun ebedî hayattaki sonuçlarına da yer verilmiştir.

A’lâ, en yüce demektir. Sûrede Allah, vahiy ve Kur’an, peygamber ve tebliğ görevi, tebliğ karşısında insanların takındıkları farklı tavırlar ve bunun ebedî hayattaki sonuçları ele alınmıştır.

Yüce Rabbinin adını tespih et. ﴾1﴿ O, yaratıp şekillendiren, âhenk veren ve düzene koyandır. ﴾2﴿ O, (her şeyi) ölçüyle yapıp yönlendirendir. ﴾3﴿ O, yeşil bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onları çürüyüp kararmış çörçöpe çevirendir. ﴾4-5﴿ Sana Kur'an'ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın. ﴾6﴿ Ancak Allah'ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de. ﴾7﴿ Biz seni en kolay olana kolayca ileteceğiz. ﴾8﴿ O halde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver. ﴾9﴿ Allah'a karşı derin saygı duyarak ondan korkan öğüt alacaktır. ﴾10﴿ En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kâfir) ise, öğüt almaktan kaçınır. ﴾11-12﴿ Sonra orada ne ölür (kurtulur), ne de (rahat bir hayat) yaşar. ﴾13﴿ Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer. ﴾14-15﴿ Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz. ﴾16﴿ Oysa âhiret, daha hayırlı ve süreklidir. ﴾17﴿ Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Mûsâ'nın sayfalarında da vardır. ﴾18-19﴿

Ala Suresi Tefsiri

Tesbîh, Allah’ı kendisine lâyık olmayan isimlerden, niteliklerden ve eylemlerden tenzih etmek, O’nun böyle kusurlardan uzak olduğunu kabul ve ifade etmektir. “Uygun şekil verme” diye çevirdiğimiz 2. âyetteki tesviye kavramı, Kur’an’da genellikle Allah’ın, yarattığı varlığa, onun varlık türünün gerektirdiği yapıyı, şekli vermesi, uygun forma kavuşturması” anlamında kullanılmaktadır. Bu âyette ise “sevvâ” fiilini –nesnesi belirtilmediğinden– “her şeye uygun şeklini verme” olarak anlamak gerekir (ayrıca bk. Hicr 15/29).

Allah’ın yol göstermesinden (3. âyet) maksat, yarattığı şeylerin tabiatını belirleyip onu hedefine doğru yöneltmesidir. Şevkânî âyeti şöyle yorumlar: “Allah varlıkların cinslerini, türlerini, niteliklerini, ne yapacaklarını, ne söyleyeceklerini, ecellerini takdir etmiştir; her birini yapabileceği, kendisine uygun olan davranışlara yöneltmiş ve yaratıldığı amaç istikametinde hareketini kolaylaştırmış, din ve dünya işlerinde yapması gerekeni ona ilham etmiştir” (bk. V, 493).

4 ve 5. âyetler, Allah’ın baharda yeşil bitkileri bitirip vakti gelince onları kapkara bitki kalıntısı haline getirmesi şeklinde açıklandığı gibi mecazen “canlı varlıklara hayat veren ve zamanı gelince onları öldüren” anlamında da yorumlanabilir. Bazı çağdaş yorumcular 5. âyetin, kömür madeninin teşekkülüne işaret ettiğini ileri sürmüşlerdir. Buna göre ilâhî kudret önceleri her türlü bitkileri, ağaçları yetiştirip uzun zaman sonra bunları kömür haline getirmiştir, âyet bu olayı ifade etmektedir. Zira kömür yataklarının daha önceki jeolojik dönemlerde yaşamış olan dev bitkilerle ormanların geçirdiği değişikliklerin ardından yer altında basınç ve ısı etkisiyle kömüre dönüşmüş olduğu bilinmektedir. Cansız madde olan taş ve topraktan yemyeşil otların ve ormanların çıkması nasıl Allah’ın kudretini gösteren bir olaysa onların zamanla taş kömürüne dönüşmesi de öylece O’nun kudretini gösteren bir olaydır (bk. Elmalılı, VIII, 5747-5758; Emin Işık, “A‘lâ Sûresi”, DİA, II, 311).

Hz. Peygamber ilk dönemlerde kendisine gelen Kur’an vahyini ezberleme konusunda oldukça aceleci davranıyor, bir kelime veya harfi kaçırma korkusuyla Cebrâil vahyi henüz tamamlamadan tekrar etmeye çalışıyordu. Bu sebeple Resûlullah’a Kur’an okurken acele etmemesini emreden ve onu unutmayacağı konusunda güvence veren Kıyâmet 75/16-19. âyetleriyle, “Sana Kur’an’ı okutacağız ve Allah dilemedikçe unutmayacaksın” meâlindeki bu sûrenin 6. âyeti inmiştir. Böylece bir taraftan Hz. Peygamber bu davranışından vazgeçirilmiş oluyor, diğer taraftan da vahyin korunmasının güvenceye alındığı bildiriliyordu (Şevkânî, V, 494). Hz. Peygamber’in unutmaktan korunmuş olması da Allah’ın kudretini gösteren delillerdendir. Peygamberin şahsında gerçekleşen bu ilâhî mûcizenin sırrı, Kur’an’ı okuma ve ezberleme tarzında ümmetin hafızalarında sürekli olarak tecelli etmektedir. 7. âyette unutturmama garantisine, “Allah dilemedikçe...” şeklinde yapılmış bulunan istisnâ hususunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bu istisnanın neshe delâlet ettiğini yani “Allah herhangi bir hükmü yürürlükten kaldırmak istediği zaman onu peygambere unutturur” mânasına geldiğini ifade ederler. Bazı âlimlere göre ise bu âyet –tıpkı “Gerçek şu ki, biz dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız” (bk. İsrâ 17/86) meâlindeki vb. âyetlerde (meselâ bk. Hûd 11/107-108) olduğu gibi– peygamberin unutmasını Allah’ın hiç dilemediği, dolayısıyla onun da hiçbir zaman unutmadığı” anlamına gelir (bk. Şevkânî, V, 494; Elmalılı, VIII, 5760). Bize göre “Sizler ancak rabbinizin (bunu) dilemesi sayesinde dileyebilirsiniz” (İnsan 76/30) âyetinde olduğu gibi burada da bir ilâhî kanuna, bir ilkeye atıf yapılmaktadır. Kulunu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren ve donatan Allah’tır. O böyle yapmasaydı insan böyle olmazdı; düşünemez, konuşamaz, aklında tutamaz, unutamazdı. 6. âyete göre Resûlullah, kendisine okutulanı (Kur’an’ı) asla unutmayacaktır; ancak bu, Allah istediği için böyledir; unutmasını isteseydi elbette unutacaktı.

Müfessirler, “Sana kolaylık ve huzurun yollarını açacağız” meâlindeki 8. âyeti de Hz. Peygamber’in şahsına özgü olarak değerlendirip kolaylaştırmayı “Allah’ın onu, beşerî bir çaba göstermeden Kur’an’ı ezberlemeye, dinin kurallarını uygulamaya, kendisini cennete götürecek amelleri yapmaya muvaffak kılması” şeklinde yorumlamışlardır (Zemahşerî, IV, 243-244; Râzî, XXXI, 142-143). Şevkânî ise “din ve dünya işlerinden hangisine yönelirse o yolda muvaffak kılması” anlamında yorumlamıştır (bk. V, 494).

Önceki âyetlerde kurtuluşun, nefsi ve malı arındırıp âhirete hazırlıklı gitmekte olduğu bildirilmişti. 16. âyette ise insanların genellikle geçici dünya hayatı ve zevklerini âhirete tercih ettikleri hatırlatılmaktadır. Oysa âhiret hayatı daha hayırlı, kalıcı ve sonsuzdur. Bu durum, –yüce Allah’ın rahmetinin bir tecellisi olarak– inkârcıları bir kere daha uyarmak, müminlere de böylesi yanlışlardan uzak durmaları yolunda telkinde bulunmak üzere 17. âyette vurgulu bir şekilde ifade edilmiştir (ayrıca bk. A‘râf 7/169; Yûsuf 12/109; Duhâ 93/4).

“Kitaplar” diye çevirdiğimiz suhuf kelimesi kitapla eş anlamlı olan sahîfenin çoğuludur. Bu bağlamda kitap, Allah tarafından peygamberlere gönderilen vahyi ifade eder. Buna göre her iki âyette yer alan suhuftan maksat, “Hz. İbrâhim ve Hz. Mûsâ’ya verilen kitaplardır. Bu iki peygambere nisbet edilen sahîfeler, geçmiş vahiylerin sadece birer örneğini teşkil eder. Çünkü vahiy bunlarla sınırlı değildir. İsimleri bildirilen başlıca kitaplar, Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’dır. Sahîfelerden 10’unun Hz. Âdem’e, 50’sinin Şît’e, 30’unun İdrîs’e, 10’unun da İbrâhim’e verildiği rivayet edilir (bk. Zemahşerî, IV, 245).

Şuarâ sûresinin 196. âyetinde olduğu gibi bu son âyetler de vahyin tek kaynaktan, Allah’tan geldiğini ve ilâhî dinlerin iman, ibadet ve ahlâk konularında aynı prensipleri, evrensel gerçekleri ve değerleri getirdiğini ifade etmektedir. Konuyla hiçbir alâkası olmadığı halde bu âyetlerden, Kur’an’ın lafız değil, mâna ve hüküm olduğunu, bunun ise belli bir dile ait bulunmadığını, başka peygamberlere gönderilmiş kitaplara da Kur’an denilebileceğini ve Kur’an’ın namazda her dilden okunabileceğini söyleyenler, peşin hükümlerine sonradan kanıt arama yoluna girenlerdir. Söyledikleri doğru olsaydı bile okumak için –sıradan insanların çevirileri değil– eski peygamberlere gönderilen vahyin asıl metinlerine ihtiyaç olur, yalnız bunlar okunabilirdi. Bu da –o metinler mevcut olmadığı için– fiilen imkânsızdır.

Mushaftaki sıralamada seksen yedinci, iniş sırasına göre sekizinci sûredir. Tekvîr sûresinden sonra, Leyl sûresinden önce Mekke’de inmiştir. Medine’de indiğine dair rivayet de vardır (Şevkânî, V, 492).

A'la Suresi Peygamber (Aleyhisselam) Efendimizin vitir namazlarında okuduğu bir suredir.
Hz. Ali (R.A.) Efendimizin rivâyetine göre, Resûlullâh (S a.v), A"la Sûresini çok severdi:
Resulullah (S.A.V.), bu süreyi yani Sebbihisme Rabbikel'a'la suresini okumayı çok severdi.
Hz. Peygamber (Aleyhisselâm) Kur"ân"dan uzun sûrelerden okuyamayacağını ifâde eden ihtiyar birine Sebbihisme Rabbikel'a'la suresini oku buyurmuştur.
Ala Suresinin Vitir namazında okunması Enes Bin Malik (R.A.) şöyle demiştir: "Hz. Peygamber Efendimiz, yatsı namazından sonra üç rek"ât vitir namazı kılardı. Birinci rek"âtta “Sebbihisme rabbikel"a"lâ” Sûresini okur, ikinci rek"âtta, “Kul yâ eyyühel kâfirun” Sûresini okur, üçüncü rek"âtta da “kul hüvallâhü ehad” sûresini okurdu”.

1-) 87. inci suredir.
2-) Mekke’de indiğine inanılmaktadır.
3-) 19 ayettir.
4-) Sure adını ilk ayette geçen ” yüce ” anlamına gelen ” el-A’lâ ” kelimesinden almıştır. (A’lâ, Allah’ın 99 isminden biridir.)
5-) Harf sayısı ; 293
6-) Kelime sayısı ; 72
7-) Mushaftaki sayfası ; 591 Cüzü ; 30
9-) İniş sırası ; 8

 

A’la Suresi, Mekke-i Mükerreme’de 8.sırada nazıl olmuştur... 19 ayettir... Adını, Hz.Rasulullah’a Rabbini en a’la ismi ile tesbih etmesini emreden ilk ayetindeki “el-A’la” kelimesinden alır...

 A’la Suresi ile ilgili üç hadis-i şerif:

Hz.Rasulullah s.a.v., A’la Suresi’ni: “Efdalül Müsebbihat”, yani “Tesbih edenlerin (Tesbih ile başlayan surelerin; Hadiyd, Haşr, Saffe, Cum’a, Teğabun) en faziletlisi” diye isimlendirmiştir...

Hz.Rasulullah ve Ashab’ı (Hz.Ali, İbni Abbas(r.a.),.. başta olmak üzere), “Sebbihisme RabbiKEl A’la”yı (1.ayeti) okuduklarında: “Subhane Rabbiyel A’la”(Subhansın, en a’la Rabbimiz!) diye tesbih ederlerdi!...

  Hızkıyaiyl denilen bir Melek’i vardır... Onun onsekizbin kanadı vardır... Bir kanattan diğer kanata mesafe beşyüz yıldır... (O Melek’in) hatırından(içinden): Arş’ın tamamını görebilir misin?, diye geçti... Bunun üzerine Allah Ona kanatları kadar (bir misli daha) ziyade etti... Böylece bir kanattan diğer kanata mesafe beşyüz yıl olmak üzere, onun otuzaltıbin kanadı oldu... Sonra Allah Ona: “Ey Melek, uç” diye vahyetti... Bunun üzerine (O Melek) yirmibin yıl miktar kadar uçtu da Arş’ın kaimelerinden(dikilenlerinden, ayaklarından) birinin başına ulaşamadı... Sonra Allah, kanatlarını ve kuvvetini bir kat daha artırdı ve kendisine uçmasını emretti... Bunun üzerine (O Melek) otuzbinyıl miktar kadar daha uçtu da yine (Arş’ın ayaklarına) vasıl olamadı... Allah Ona şöyle vahyetti: “Ey Melek!... Eğer sen kanatların ve kuvvetin ile Sur’un Nefhine kadar dahi uçacak olsan, Arş’ımın bacağına ulaşamazsın”... Bunun üzerine Melek: “Subhane Rabbiyel A’la” dedi.... Allah da: “Sebbihisme Rabbikel A’la”yı inzal etti... HatemünNebiy s.a.v. de: “Onu (Subhane Rabbiyel A’la’yı) secdelerinizde kılın” dedi>...

A’la Suresinde: Rabbin en a’la isminin tesbihi (Efendimiz Hz.Muhammed s.a.v.in Tesbihi)... Hz.Rasulullah’ın Okutulması ve unutmaması... Hz.Rasulullah’a Yüsra’nın kolaylaştırılması... Öğüt kime fayda verir, kime vermez... En şakı kim?... En büyük Nar ne?... Bu sure, ne ölüp kurtulma ne de kalıcı olarak dirilmenin olmadığı bir hali haber veriyor!???... Arınma-Rabbinin ismini keşf ve salatın bağlantısı ve önemi.... Dünya hayatı mı Ahiret mi?... İbrahim ve Musa’nın sayfaları nerde?... gibi önemli konular açıklanmaktadır...

İlgili yazılar