Filistin, dünyanın vicdanı oldu; bu değişmeyecek.

Filistin, dünyanın vicdanı oldu; bu değişmeyecek.

Başlık: Trump’ın Barış Planı: Kolonyal Bir Diktat ve Filistinlilerin Görünmezliği

Giriş:
Bu hafta Washington’da ABD Başkanı Donald Trump tarafından tanıtılan "barış planı", aslında bir parodi niteliğindeydi. Bu anlaşma, bir Amerikan destekçisi ile bir İsrailli fail arasında müzakere edilmiştir ve bu planın belirleyeceği kişilerin sahneden silinmesiyle sonuçlanmıştır. Barışın sağlanması adına yapılan bu girişim, Filistinlilerin yok sayıldığı bir süreçte gerçekleşti.

Trump, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun yanında gülümseyerek otururken, Filistinlilerin bu süreçte hiçbir yerinin olmaması dikkat çekiciydi. Ne Hamas, ne Filistin Yönetimi – bu sahneye dahi gelmediler.

Kolonyal Diktat ve Filistinlilerin Yokluğu
Bu anlaşma, Abraham Anlaşmaları’nın doğurduğu aynı kolonyal mantığı sürdürüyor: Filistinliler olmadan Filistin üzerine anlaşmalar imzalamak. İşgal, abluka ve etnik temizlik göz ardı edilirken "barış" kutlanıyor. Kendi sesini duyurma hakkına sahip olan tek grubu sistematik olarak dışlamak, barış dilini tekrarlamakla mümkün olmuyor.

Bu plan müzakere değil; bir dayatma. Siyaset oyunları içerisinde süslendirilmiş bir teslimiyet. Netanyahu, daha önce Hamas lideri İsmail Haniyeh gibi müzakerecileri öldürmeye veya öldürmeye teşebbüs etti. Politikasının özünde, müzakerecileri ortadan kaldırmak ve ardından Washington ile birlikte bir plan açıklamak yatıyor.

Dışsal Baskı ve İslami Liderlerin Rolü
Bu gösteriyi meşrulaştırmak için birçok Arap ve Müslüman lider çağrıldı, ancak bu liderlerin görevi Filistinlileri savunmak değil, onlara baskı yapmak oldu. Onların rolü, Trump ve Netanyahu’nun arkasında durmak; Filistin’i teslimiyete zorlamak.

Netanyahu, "Kim inanabilirdi ki?" diyerek şaşkınlığını dile getirdi. Müslüman rejimlerin, İsrail’in dayatmalarına örtü olabileceğini ifade etti.

Kamuoyu Dalgası: Filistin’e Destek Artıyor
Tiyatroyu bir kenara koyduğumuzda, planın içeriği oldukça zayıf. Tek somut madde, rehine değişimi. Bunun dışında hiçbir garanti, bağlayıcı taahhüt yok; sadece belirsiz vaatler var.

AYRICA OKUYUN  UAE'nin Sky News Arabia Sunucusu, el-Fasher'de Tartışmalı Kişiyi Kucakladı

Trump’ın Netanyahu’ya sunduğu şey bir uzlaşma değil, zaferdi. İki yıl süren bombardımanlar ve katliamlar sonucunda elde edemediği zaferi, bu anlaşma ile elde etmeye çalışıyor.

Ancak İsrail, zafer kazanmış değil; yalnızlaşmış durumda. Birleşmiş Milletler’deki konuşmasında Netanyahu, 77 delegasyonun salondan çıkmasının ardından boş sandalyelere hitap etti. Avrupa ve ABD’deki anketler, kamuoyunun İsrail’e karşı eğilimlerinin belirgin bir şekilde değiştiğini gösteriyor. Genç nesiller bu değişimin öncüsü.

Sonuç: Filistin’in Sesine Saygı Göstermek
Trump ve Netanyahu ne kadar çok plan yazarlarsa yazsınlar, dünya değişiyor. Milyonlarca insan yürüyüş yapıyor, boykotlar derinleşiyor, kamuoyu eğilimleri değişiyor. Filistin, dünyanın vicdanı haline geldi ve bu durum müzakere edilemez.

Bu anlaşma, bir barış planı değil; Filistinlilerin sesi olmadan hazırlanan bir kolonyal diktat. Tarih, bu anı affetmeyecek. Filistinlilerin temsil edilmediği bir ateşkes planı, barış planı olamaz. Bu, 21. yüzyıl için yeniden canlandırılan bir manda ve yönetim dili.

Okuyuculara Çağrı:
Bu konu hakkında ne düşündüğünüzü bizimle paylaşın veya daha fazla makale okumak için göz atın. Filistin’in durumu hakkında daha fazla bilgi edinmek için Buraya tıklayın.

Benzer Haberler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir