İngiltere Hükümeti, İşçi Partisi Müslüman Konferansı’nda İslamofobi ve Gaza ile Yüzleşti
İngiltere İşçi Partisi Müslüman Ağı Konferansı: İslamofobi ve Müslüman Topluluklar Arasındaki Gerilimler
İngiltere İşçi Partisi Müslüman Ağı (LMN) konferansına girdiğinizde, ilk başta bir toplantıdan çok bir buluşma havası vardı. Konferans alanında LMN ürünleri sergileyen gülümseyen yüzler, Gazze’deki Filistinlilere yardım toplama çabaları ve günün programını tanıtan reklamlar bulunuyordu.
Dışarıdan bakıldığında, diğer siyasi konferanslardan pek de farklı görünmüyordu. Ancak, bu yıllık toplantının nazik bir gelenekten çok daha fazlası olduğunu anlamak uzun sürmedi. Açılış konuşmasında, İslamofobinin artması, göçmenler ve Müslümanları günah keçisi olarak gösteren aşırı sağ tehdidi ve Birleşik Krallık hükümetinin uluslararası krizlere, özellikle de İsrail’in Gazze’ye karşı yürüttüğü savaşa yanıtındaki çözülmemiş gerilimler gibi üç önemli tema öne çıktı.
İslamofobi ve Müslüman Toplulukların Korkuları
İlk konuşmacılardan biri olan İşçi Partisi’nin yardımcı lideri Lucy Powell, birçok İşçi Partisi liderinin üstünde durmaya çalıştığı bir konuyu kabul etti: Parti ile Müslüman topluluklar arasındaki çatlaklar sadece var değil, aynı zamanda İşçi Partisi’nin iktidara yükselişinin tanımlayıcı bir mirası olma riski taşıyor.
Powell, artan İslamofobi ve bunun demokratik katılım üzerindeki etkileri nedeniyle korku içinde yaşayan bir topluluğu tanımladı. Mesajı ise oldukça açıktı: "Omuz omuza durmalıyız."
Ekonomik Politikalara Yönelik Eleştiriler
Konferansın ilerleyen bölümlerinde, Tooting milletvekili Rosena Allin-Khan, Müslümanların inançlarını ve kimliklerini savunmaktan kaçınmadan kabul etmeleri gerektiğini vurguladı. "Nefretle mücadele etmenin tek yolu, geri adım atmamak… Geleceğin daha parlak olduğuna inanmalıyız," dedi.
Hayes ve Harlington milletvekili John McDonnell, hükümetin ekonomik politikalarını savundu ve ailelerin iki çocuk yardımı sınırını kaldırmasının, yarım milyon çocuğun yoksulluktan kurtulmasını sağlayacağını belirtti. "Eğer insanlar mücadele etmiyorlarsa, sömürüye açık olmayacak ve komşularıyla çatışmak zorunda kalmayacaklar," şeklinde konuştu.
İslamofobi Tanımının Gerekliliği
Konferans boyunca konuşmacılar, nefret suçlarındaki artıştan ve politikacılar tarafından sürekli denetim altına alınmanın duygusal yükünden yakındı. Leeds belediye meclis üyesi Abdul Hannan, partinin somut bir eylem planı oluşturmasını isterken, diğerleri hükümetin İslamofobi tanımını benimsemesi gerektiğini ifade etti. Eski Londra belediye meclis üyesi Shamshia Ali, "Bunun net ve yasal olarak bağlayıcı bir tanım olmasını istiyorum," dedi.
İslam, 2010 Eşitlik Yasası kapsamında bir din olarak korunuyor ancak Müslümanlar, bir etnik grup olarak tanımlanmadığı için ırksal ayrımcılığa karşı koruma altına alınmıyor.
Müslümanların Derin Bir İhanet Hissi
Konferansın ilerleyen oturumlarında, Gazze’deki savaş, Sudan’daki çatışmalar ve Hindistan işgali altındaki Keşmir’deki Müslümanların durumu ele alındı. Leeds East milletvekili Richard Burgon, hükümetin sadece birkaç İsrailli yetkiliyi yaptırım listesine almasına tepki göstererek, uluslararası siyasetin insan hakları ve adalet perspektifinden değil, jeopolitik ittifaklar çerçevesinde yürütüldüğünü vurguladı.
Müslüman toplulukların, İşçi Partisi’nin politikalarına yönelik derin bir hayal kırıklığı hissettiği açıkça ortadaydı. Sheffield belediye meclis üyesi Nabeela Mowlana, "Filistin meselesi, İşçi Partisi için Müslümanlar arasında büyük bir bölünme yarattı," dedi.
Sonuç ve Çağrı
Bu konferans, Müslüman toplulukların karşılaştığı zorlukların yanı sıra, İşçi Partisi’nin bu konudaki tutumunu sorgulayan bir platform sundu. Hükümetin, Gazze’deki ve Batı Şeria’daki devam eden ihlallere karşı daha fazla adım atması gerektiği vurgulandı.
Uzun vadede, bu tartışmaların Müslüman topluluklar ve siyasi partiler arasındaki ilişkiye etkisi büyük olabilir. Siz de bu konuda ne düşündüğünüzü paylaşmak veya benzer makalelere göz atmak isterseniz, lütfen yorum yapın.
