İslamofobiyle Mücadele: Acil Bir Zorluk
İngiltere’deki İslamofobi ve Hindistan’daki Yanlış Anlamalar: Toplumsal Barış İçin Bir Çağrı
Temmuz 2024’te İngiltere, bir dizi şehirdeki isyanlar ve huzursuzluklarla sarsıldı. Bu olaylar büyük ölçüde yanlış bilgilendirme ve artan anti-göçmen hislerle ateşlendi. Bu karışıklıklar sırasında, Müslümanlar ana hedef olarak seçildi ve camiler ile göçmen toplulukları saldırılara uğradı. Bu korkutucu olaylara yanıt olarak, Birleşik Krallık’taki ‘Tüm Partiler Parlamento Grubu’ gelecekteki şiddeti önlemek amacıyla bir rapor yayınladı. Bu grubun dikkat çekici önerilerinden biri, "Müslümanlar İslam’ı kılıçla yayar" ifadesinin yasaklanmasıydı; bu ifade, İslamofobik bir duyguyla derinlemesine bağlantılıdır.
Bu örnek, Hindistan için kritik bir model teşkil ediyor. Hindistan’da İslam ve Müslümanlar hakkında yaygın olan yanlış anlamalar ve önyargılar sıkça karşılaşılıyor. İslam’ın şiddet yoluyla yayıldığı düşüncesi, tarihsel bir çarpıtma olup, Hindu ve Müslüman hükümdarlar arasındaki siyasi çatışmaların örneklerine atıfta bulunarak sürdürülüyor. Gerçekte, Hindistan’da İslam’ın yayılması barışçıl yollarla, büyük ölçüde ticaret ve kültürel alışveriş yoluyla gerçekleşmiştir.
İslam’ın Barışçıl Yayılımı
Kerala’daki Malabar Kıyısı’nda sıkça bulunan Arap tüccarları, bu süreçte önemli bir rol oynamıştır. İslam, yerel topluluklar tarafından sosyal etkileşimler yoluyla benimsenmiştir, fetih yoluyla değil. Yedinci yüzyılda inşa edilen Cheraman Jumma Camii, bu inancın barışçıl aktarımının kalıcı bir sembolüdür.
Swami Vivekananda, bu yanlış anlamaya doğrudan değinerek, "Muhammedan fethi, ezilenlerin kurtuluşu olarak geldi, yoksullara… Kılıç ve ateşin tüm iş olduğunu düşünmek deliliğin zirvesi olurdu," demiştir. Bu gözlem, dönüşüm motivasyonlarının çoğu zaman dini zorlamalardan ziyade sosyo-politik özgürlükle ilgili olduğunu vurgular. Bu nedenle, İslam hükümdarlarının dinlerini zorla yaydığı efsanesi, tarihi kanıtlarla çelişmektedir.
Hindistan’da Artan Yanlış Anlamalar
Günümüzde Hindistan’da Müslümanlar ve Hristiyanlar hakkında yaygın yanlış anlamalar, endişe verici bir tablo çizmektedir. Derinleşen önyargılar, şiddet için bir zemin oluşturmuş ve ‘sosyal sağduyu’ haline gelmiştir. Müslüman hükümdarların Hindu tapınaklarını yok ettiği anlatısı yıllar içinde güçlenmiş, 6 Aralık 1992’de Babri Masjid’in yıkılması gibi felaketlere yol açmıştır. Bugüne kadar, bu şiddetin sorumluları cezasız kalmıştır. Babri Masjid tartışması, Kashi ve Mathura ile ilgili iddialar gibi diğer tartışmalı konularla daha da karmaşık hale gelmiştir ve hatta Tac Mahal’in bir Hindu tapınağı olarak yeniden yorumlanması gündemdedir.
Ayrıca, ineklerin Hindu reveransı ile bağlantılı yanlış anlamalar ve Müslümanların inek kesimi ile suçlanması, toplumsal gerilimleri artırmıştır. Bu durum, hem vejetaryenlik hareketine hem de linç etmeye bir gerekçe haline gelmiştir. IndiaSpend’in bir raporuna göre, 2010 ve 2017 yılları arasında, inekle ilgili şiddet olaylarının %51’inde Müslümanlar mağdur olmuş ve kaydedilen 63 saldırıda ölenlerin %86’sını oluşturmuştur. Özellikle, bu olayların yalnızca %3’ü, Mayıs 2014’te Başbakan Narendra Modi’nin hükümetinin yükselişinden önce rapor edilmiştir; bu, onun yönetimi altında bu tür şiddetin arttığını göstermektedir.
Eğitimde Ayrımcılık ve Nefret Söylemi
Eğitim alanındaki ayrımcılık örnekleri de dikkat çekmektedir. Örneğin, Amroha’daki üçüncü sınıf bir Müslüman çocuğu, okula pilav getirdiği için ceza almıştır. Okul müdürü, ayrımcı görüşler sergileyerek çocuğu bir depoya kilitlemiştir; bu da Hindistan toplumundaki Müslüman öğrencilere yönelik yaygın önyargıyı daha da gözler önüne sermektedir.
Nefret söyleminin yaygınlığı da büyüyen bir endişe kaynağıdır. Bu tür söylemlere karşı mekanizmalar mevcut olmasına rağmen, nefret söylemi yapan bireyler genellikle hiçbir sonuçla karşılaşmamaktadır; aksine, birçok kişi siyasi hiyerarşiler içinde ödüllendirilmektedir. Özellikle, Assam Başbakanı, "Miya Müslümanları," "sel cihadı" ve "iş cihadı" gibi terimleri kullanarak Müslümanlara karşı kışkırtıcı ifadelerde bulunmuştur.
Aynı şekilde, Uttar Pradesh Başbakanı Yogi Adityanath, Müslümanlara karşı yıkım aracı olarak kullanarak, mülklerini hukuki süreç olmaksızın yıkmıştır. Yargıç B.R. Gavai, bu uygulamayı eleştirerek, nasıl evlerin hukuki prosedürler takip edilmeden yıkılabileceğini sormuştur. Ancak, bu uyarılar güç sahipleri arasında dikkate alınmamaktadır.
Sonuç ve Çağrı
Mevcut durum göz önüne alındığında, Hindistan hükümetinin Birleşik Krallık’taki benzer bir komite kurarak Müslümanlar hakkında zararlı yanlış anlamaları ortadan kaldırması önemlidir. Zararlı mitlerin yaygın kabulü, bu yıkıcı anlatılarla mücadele için koordineli bir çaba gerektirmektedir. Kapsayıcı ve uyumlu bir toplumu savunan sivil toplum grupları ve siyasi partilerin bir araya gelerek anlayışı teşvik etmeleri ve yanlış anlamaları ortadan kaldırmaları gerekmektedir.
Bu konudaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın ve ilgili makaleleri okumak için lütfen diğer içeriklerimize göz atın.