Fransa’daki Müslümanlar için güvenli bir yer yok
Güney Fransa’da İslamofobik Bir Cinayet: Aboubakar Cisse’nin Ölümü ve Toplum Üzerindeki Etkisi
Geçtiğimiz ayın sonlarında, Malili kökenli genç bir Müslüman olan Aboubakar Cisse’nin, güney Fransa’daki bir camide öldürüldüğü haberi yayıldı. İlk başta basında kişisel bir anlaşmazlık olarak tanımlanan bu olay, yerel bir savcının durumu “İslamofobik çağrışımlara sahip bir eylem” olarak soruşturduğunu açıklamasıyla birlikte hızla çürüdü.
Cisse, sadece bir cinayete kurban gitmedi; kutsal bir mekânda hedef alındı. Cuma namazı için camiyi temizledikten sonra, güvenlik kameraları onu başka bir adama nasıl dua edeceğini öğretirken gösterdi. Cisse, dua ederken, diğer adam onunla birlikteymiş gibi yaparak bir bıçak çıkararak onu 57 kez bıçakladı ve çirkin İslamofobik küfürler savurdu.
Bu olayın yarattığı duygusal yıkım son derece büyük. Görüntüler ortaya çıktığından beri, her bir detay Müslüman topluluğun ortak yasını derinleştirdi ve öfkeyi körükledi.
İslamofobi ve Irkçılığın Birleşimi
Cisse’nin cinayeti, yıllar süren normalleşmiş ayrımcılığın kaçınılmaz bir sonucu olarak görülmelidir. Bosnalı bir Fransız adam bu cinayetle ilgili olarak tutuklandı. Avukatı, Cisse’nin dininden dolayı hedef alındığını reddetse de, Fransız İslam Konseyi Başkan Yardımcısı Abdallah Zekri, durumu açık bir şekilde tanımlıyor: “Bu, İslamofobik bir suçtur; Fransa’daki topluluğumuza karşı işlenenlerin en kötüsüdür.”
Bu durum, sadece bir deli bireyin eylemi değil; aynı zamanda bir nefret ekosisteminin sonucudur. Devlet politikaları, tarafsızlık örtüsü altında bu nefretin sürdürülmesine yardımcı olurken, medya anlatıları Müslümanları tehdit olarak sunmakta ve Müslüman öğrenciler, çalışanlar ve aileler her gün küçük düşürücü durumlarla karşılaşmaktadır.
Fransa’da Güvenlik ve Eşitlik Arayışı
Cisse’nin acımasızca öldürülmesi bir anomali değil, korkuları oylara dönüştüren ve vatandaşları hedef haline getiren bir siyasi projenin mantıksal sonucudur. Fransa’da bir Müslüman kadının iş görüşmesine çağrılma şansı %80 daha azken, Müslüman okullar orantısız bir incelemeye tabi tutulmakta ve bir adam kendi camiinde öldürülebiliyorsa, Müslümanlar için hiçbir yer gerçekten güvenli değildir.
Yıllardır alarm veriyoruz. Diyalog, koruma ve onur istedik; ama bu çağrılar kapalı kapılarla ve kurumsal dışlama ile karşılandı. Bu artık siyasi bir eylemsizlik değil, işbirliği halidir.
Sonsuz Yas ve Protesto
Fransa genelinde insanlar Cisse için spontan anma etkinliklerinde bir araya geldi. Ancak bu, son olmayacak. 2009’da Marwa el-Sherbini’nin cinayetinde sorduğumuz soru yine gündemde: Daha kaç tane? 2017’de Makram Ali’nin öldürülmesinde de aynı soruyu sorduk. Ama şimdi, Cisse’nin acımasızca öldürülmesinden sonra bunu sormaktan vazgeçtik; artık haykırıyoruz: Yeter!
İslamofobi daha kaç hayat almalı ki, yapısal bir tehdit olarak ele alınsın? Avrupa’nın Müslümanların güvenliğini öncelikli bir siyasi konu haline getirmesi için daha kaç cami suç mahalline dönüşmeli?
İslamofobi ile mücadele etmek, Müslümanları tehdit olarak değil, Avrupa’nın şekillendirilmesinde ortaklar olarak görmek demektir. İslamofobiyi, sadece dini hoşgörüsüzlük olarak değil, sömürgeci miraslarla kök salmış bir ırkçılık biçimi olarak tanımak gerekmektedir.
Sonuç ve Gelecek İçin Umut
Mosque’ler, acı ve öfkeye rağmen, Cisse’nin temsil ettiği gibi, hoş geldin ve onur alanları olmaya devam edecektir. Bu, gençlerimize, geleceğimize ve Avrupa’nın özüne olan bir borcumuzdur. Çünkü Cisse’nin kendi camiinde öldürülebileceği bir Avrupa, kendini eşitlik, özgürlük ve insan hakları birliği olarak adlandıramaz.
Okuyucular, bu konuda ne düşündüğünüzü bizimle paylaşmayı unutmayın. Ayrıca, İslamofobi ve toplum üzerine daha fazla okumak için diğer makalelerimize göz atabilirsiniz.
