‘Kaybolan Ay’
Kaybolan Ay
Bir zamanlar, gökyüzünün en güzel köşesinde parlayan bir ay vardı. Her gece, masum ışığıyla karanlıkları aydınlatır, insanların kalplerine huzur getirirdi. Ancak bir gün, beklenmedik bir şey oldu: Ay kayboldu.
Köy halkı, sabah uyandıklarında gökyüzünün karanlık bir çarşaf gibi olduğunu gördüler. Ay, cennetlerindeki yerini terk etmişti. İnsanlar, nehrin kenarında toplanarak endişeli yüzlerle birbirlerine bakıyorlardı. "Ay nereye gitti?" diye fısıldıyordu herkes.
Küçük bir çocuk, cesaretini toplayarak, "Belki de bir yere hapsoldu!" dedi. Bu sözler, kalabalığın içindeki bir umudu ateşledi. Hemen köyün en yaşlısı olan Dede Hasan’a danışmaya karar verdiler. Dede Hasan, derin bir nefes alarak, "Ay, karanlığın kurbanı oldu. Onu kurtarmak için cesur olmak zorundayız," dedi.
Halk, Dede Hasan’ın önderliğinde bir araya geldi. Geceyi aydan mahrum geçirmek istemiyorlardı. Köyün cesur gençlerinden oluşan bir ekip oluşturuldu. Karanlık ormana doğru yola çıktılar. Ormanın derinliklerine indikçe, ağaçların fısıldadığı sesler ve soğuk rüzgarın uğultusu onları korkutuyordu. Ancak kalplerindeki umut, karanlık korkularını bastırıyordu.
Bir gece, ormanın derinliklerinde bir ışık gördüler. Işık, Ay’ın kaybolduğu yeri işaret ediyordu. Ancak oraya ulaştıklarında, karşılarında dev bir gölge belirdi. Bu, karanlığın efendisi olan bir cadıydı. "Ay benim," dedi cadı, alaycı bir gülümsemeyle. "Onu geri istiyorsanız, önce beni yenmelisiniz!"
Cesur gençler, korkularını bir kenara bırakarak cesaretle cadının üstüne yürüdü. Savaş başladı; kılıçlar çarpıştı, büyüler havada uçuştu. Ancak en sonunda, gençlerin azmi galip geldi. Cadı, öfkeyle kaçtı ve Ay’ı serbest bıraktı.
Ay, parlayarak gökyüzüne geri döndü. Herkes sevinç içinde dans etti. Ancak bu zaferin bedeli ağır olmuştu. Karanlığın efendisi, bir gün geri dönecekti. Herkes bu gerçeği biliyordu ve bu, kalplerinde bir korku bıraktı.
Kaybolan Ay, geri döndü ama halk, karanlığın her zaman bir gölge gibi peşlerinde olduğunu unutmamalıydı. Bu olay, sadece bir kayboluşun hikayesi değil, aynı zamanda cesaretin karanlığa karşı nasıl zafer kazanabileceğinin bir kanıtıydı. Ancak, her zaferin bir bedeli olduğunu ve karanlığın asla tamamen yok olmayacağını her zaman hatırlamalıydılar.
Köy halkı, bu hikayeyi nesilden nesile aktardı, çünkü kaybolan Ay, bir daha asla unutulmamalıydı.